‘Bu da gelir, bu da geçer ya hu…’

Şu hayatta dertsiz insan diye bi’şey yok. Allah ‘kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemem’ dediğine göre (2/286) hepimizin derdi kendi boyumuza uygun ölçülerde. Sanıyorum ki şurada ikiye ayrılıyoruz; derdini kendine yara edenler ve derdindeki dermanı keşfedenler. Şimdiye dek iki büyük hastalık süreci atlattık ailece. Biri yavrulardan biriyleydi, diğeri benim panik atak sürecim. Panik atak tam 2,5 yıl sürdü. 2,5 yıl boyunca kucağımda yeni doğmuş bir bebek, evde yalnız kalamayan, kapalı mekanlara giremeyen, ağır ilaçlar kullanmasına rağmen günde yirmiye yakın atak geçiren bir ‘ben’ vardı. Yaşayan bilir, zordu. Her defasında nefessiz kalmak, kalbin duruyor sanmak, acillere taşınmak, kendi hastalığından sebep evladına doğru düzgün annelik yapamamak çok zordu. Ama geçti. Dün eşimle konuşuyoruz, konu oraya geldi, biliyor musun dedi eşim, biz senin hastalık sürecinde ‘katıp karıştık’. Nasıl yani, dedim. “Bir aileye imtihan gelince önünde iki yol açılıyor. Ya el ele, güçlenerek, katıp karışarak o imtihandan çıkıyorsun; ya da imtihan seni savuruyor, derdinde boğuluyorsun. Biz senin hastalık sürecinde el ele olmayı, aile olmayı öğrendik, şükür” dedi. Haklısın, dedim, sadece ‘iyi’ şartlar değil; bazen zorluklar da insanı sarıp sarmalar. ‘Aile’ kılar. Şu günlerde imtihan sürecinden geçen kardeşlerim varsa, sürece bi de bu gözle baksınlar derim ben. Bu dertler ailemize nasıl şifa olur, nasıl ellerimizi kenetler, bizi nasıl katıp karıştırır gözüyle görmeye çalışsınlar. Ve şu sözü ferahlamak niyetine yüreklerine assınlar; ‘Bu da gelir, bu da geçer ya hu…’

Bunlara da Bakabilirsiniz

Şefkat…

Biz anneler genellikle ‘öfke’ den dert yanarız ama bence ‘şefkat’ de en az öfke kadar …

Düşüncenizi Paylaşın