‘Nasıl bu kadar rahatsınız? Çocuklar kırıp dökünce, zıplayıp hoplayınca, inatlaşıp tutturunca hiç mi kızmıyorsunuz?’ diye soruyorlar.

Bana bazen ‘Nasıl bu kadar rahatsınız? Çocuklar kırıp dökünce, zıplayıp hoplayınca, inatlaşıp tutturunca hiç mi kızmıyorsunuz?’ diye soruyorlar. Hayır, kızmıyorum. Çünkü bu konulara kızmanın sonuç vermediğini de, önemsiz olduğunu da yaşayarak öğrendim. Hayatımızın en zor, en acı dönemiydi. Yavrumuz hastalanmış, onkoloji servisine sevk edilmiş, randevu alırken ömrümüzden ömür gitmişti. Çocuğunuz zor bir hastalıkla boğuştuğunda, zıplayıp hoplayan hallerinin yerini hastane odasında öylece yatan bir sessizlik aldığında, tek derdiniz evladınızın sağlığı olduğunda…. dağılmış bir evin, koltukların üstünde zıplayan bir evladın, tüm o koşuşmaların, yorgunlukların ve telaşların bir şikayet sebebi değil, şükür sebebi olduğunu çok iyi anlıyorsunuz. Hatta anlamanın ötesinde içinize işliyor bu bilgi. Annelere anlatıyorum; ben bir hastane odasında tüm küçük kızgınlıklarımı, ‘ödevini yap’ telaşlarımı, kaş çatmalarımı, ‘bak geliyor beş kardeş’ çatışmalarımı bıraktım. Siz de bırakın. Sağlık varsa bunlar hiç ama hiç büyük dertler değil. Bi şekilde olur her şey. Siz de bırakın. Duam o ki, hastane odasında değil, evimizin sıcak koltuğunda gelelim bu farkındalığa…

 

 

Bunlara da Bakabilirsiniz

Şefkat…

Biz anneler genellikle ‘öfke’ den dert yanarız ama bence ‘şefkat’ de en az öfke kadar …

Düşüncenizi Paylaşın