Yıllar önce yoktular. Şimdi varlar.

Sağıma dönüyorum; yemyeşil çimenler. Sonbaharda sarıydılar, kışın ak düşmüştü saçlarına, baharda yeşerdiler. Her mevsim değiştiler. Güzel Rabbim ‘Ben Musavvir’im’ demek için daha ne yapsın? Soluma dönüyorum; bahçede farklı böcekler, kelebekler, renk renk çiçekler. Güzel Rabbim ‘Ben Müzeyyen’im’ demek için daha ne yapsın? Saksıda domatesler, bir kaç hafta önce tohumdular. Mini minnacıktılar. Toprakla buluştular, can buldular, boy aldılar. Güzel Rabbim ‘Ben Fatır’ım’ demek için daha ne yapsın? Başımı kaldırıyorum; gökyüzü ve bulutlar. Her biri hareket halinde, her başımı kaldırışta farklı bir bulut, farklı bir gök kubbe. Güzel Rabbim ‘Ben Hamid’im’ demek için daha ne yapsın? Bir yanımda bir yavru, diğerinde öbür yavru. Yıllar önce yoktular. Şimdi varlar. Güzel Rabbim ‘Ben Halık’ım’ demek için daha ne yapsın? İçinden geçen bir dua, bazen kimseye diyemediğin bir sıkıntı… Sonra hiç yoktan karşına çıkan çözümler, ferahlatan süreçler. Güzel Rabbim ‘Ben Habir’im, senden de dertlerinden de haberliyim’ demek için daha ne yapsın? ‘Çocuğuma Allah’ı nasıl anlatayım’ diye soruyor anneler. Etrafa şöyle bi baksak göreceğiz ki, Allah’ı anlatmamıza gerek yok, güzel Mevlam kendini ayet ayet anlatıyor zaten. Yeter ki önce biz okumayı sökelim, sonra da yavrumuza okumayı öğretelim; kainat kitabını, harf harf, sayfa sayfa… ilkokula yeni başlayan bir çocuk heyecanıyla…

Bunlara da Bakabilirsiniz

Şefkat…

Biz anneler genellikle ‘öfke’ den dert yanarız ama bence ‘şefkat’ de en az öfke kadar …

Düşüncenizi Paylaşın