Zamanın değerini bilmek gerek…

Enes’in hamileliği çok zor geçti. Son dört ayında hiç kıpırdamadan yatmam gerekti. Her yanım ağrıdı, ruhum sıkıldı, büyük imtihandı. Ama geçti. Sonra doğum, o da zor geçti. Normal doğum istedim, çok istedim. Saatler boyu sancı içinde doğumu bekledim. Tam sonuna gelmişken kalp atışları düştü yavrumun, hayatı riske girdi. Apar topar sezaryene girdim. İlk doğumum hiç beklemediğim gibi geçti. Ama geçti. Sonra lohusalık süreci başladı. Çok zor geçti. 40 gün boyunca istisnasız her gece zor bir doğum yolculuğundan çıkmış ve yalnızca annesinin sinesinde huzur bulan minik bebeğim göğsümün üzerinde yattı. Yatağına koyduğum an ağladı. 40 gece boyunca herkes uyurken ben salonda kanepeye sırt üstü uzandım. Oğlumu göğsüme yatırdım ve hiç durmadan kulağına ‘geçti yavrum, annen yanında’ diye fısıldadım. 40 günüm neredeyse 1-2 saatlik uykuyla geçti. Ama geçti. Az önce kardeşine uyku öncesi sütünü hazırlıyordu Enes. Boyuma gelmiş boyuna bakıp aradan geçen 13 yılı düşündüm. Aklıma şu dizeler geldi; “Geçer, bazen güzel geçer, bazen teğet geçer, bazen deler geçer ama geçer.” Hakikaten geçiyor. Su gibi akıp geçiyor, kum gibi kayıp geçiyor. ‘Delip’mi geçecek, ‘güzel’ mi geçecek bizim tutumlarımıza bakıyor. Zamanın değerini bilmek gerek…

Bunlara da Bakabilirsiniz

Şefkat…

Biz anneler genellikle ‘öfke’ den dert yanarız ama bence ‘şefkat’ de en az öfke kadar …

Düşüncenizi Paylaşın